| Tez Türü | Doktora |
| Ülke | Türkiye |
| Üniversite | Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi |
| Enstitü | Lisansüstü Eğitim Enstitüsü |
| Anabilim Dalı | Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku |
| Tez Onay Yılı | 2026 |
| Öğrenci Adı ve Soyadı | Başar PANCAROĞLU |
| Tez Danışmanı | Prof. Dr. Cumhur ŞAHİN |
| Türkçe Özet | Ceza hukuku, geçmişten günümüze, bir haksızlık karşılığında uygulanması öngörülen en ağır hukuki takbih ve müdahaleyi içeren disiplindir. Bu özelliğinin doğası gereğince ceza hukuku, ancak söz konusu kınama ve müdahaleyi hak eden bir davranışın varlığı hâlinde devreye girebilir. Bir davranışın hangi koşullarda ceza hukuku kapsamına alınması gerektiği ve ceza hukuku haksızlığına özgül karakterini veren hususiyetin ne olduğu şeklindeki temel sorular, ceza hukuku biliminin henüz çözüme kavuşturamadığı meselelerin başında gelmektedir. Birinci bölümde, cezaya müstahaklık olarak adlandırdığımız bu temel problemin çözümüne yönelik ileri sürülen teoriler ele alınmıştır. Doktrinde hâkim olan hukuki menfaat teorisinin bir cezaya müstahaklık teorisi olmadığı sonucuna varılmıştır. Hukuki menfaatler, herhangi bir emir veya yasak içeren davranış normlarının konusunu teşkil edebilirler. Bunlar bizzat davranış normlarının geçerliliğini koruma altına alan yaptırım normlarının konusunu teşkil etmezler. Yaptırım normlarının konusunu bizzat davranış normlarının fiili geçerliliği oluşturur. Normların hukuki geçerliliği ile fiili geçerliliğinin birbirinden farklı şeyler olduğu gösterilmiştir. Cezaya müstahak davranışa özgüllüğünü veren niteliğin de toplumun varlık koşulu olarak kabul edilen bir normun fiili geçerliliğinin sorgulanmasına sebebiyet verilmesi olarak kabul edilmiştir. Her devlet tasarrufu gibi, cezanın da toplumsal bir işlevi ve amacı bulunmaktadır. İkinci bölümde ele alınan bu tartışma sonucunda, ceza, suça bir karşılık verme edimi olarak kavramsallaştırılmıştır. Suç, normun geçerliliğini sorgulatan bir irade; ceza bunun tasvip edilmez olduğunu topluma bildiren bir cevap edimi olarak anlamlandırılmıştır. Cezanın işlevi ve amacı, suçlu tarafından geçerliliği sorgulanan normun hâlâ geçerli olduğunu topluma bildirerek normun istikrarsızlaşmasının önüne geçmektir. Bu amacın ceza harici bir yolla sağlandığı veya böyle bir amacın gerçekleşmesine gerek olmayan durumlarda, cezaya muhtaçlık olmadığı yargısında bulunmak mümkündür. |
| İlgilizce Özet | Criminal law has always imposed the severest legal sanctions and interventions in response to injustice. Because of this defining feature, it should apply only to conduct warranting such censure. Determining when behaviour should fall within criminal law, and what distinguishes criminal wrongdoing, remains a central unresolved problem in criminal law scholarship. These questions concern both the legitimate boundaries and the distinctive basis of penal intervention. The first chapter examines theories addressing this problem, termed "merit of punishment." It concludes that the theory of legal interest, despite its dominance in doctrine, is not a theory of criminal liability. Legal interests may be the subject matter of behavioural norms containing commands or prohibitions, but not of sanctioning norms, which protect the validity of behavioural norms themselves. What sanctioning norms protect is the actual validity of those norms. Their legal validity and actual validity are distinct. Conduct merits punishment when it calls into question the actual validity of a norm accepted as necessary for society's existence. Like every state act, punishment has a social function and purpose. It is conceived as a response to crime: crime is an act of will challenging a norm's validity, while punishment communicates to society that such conduct is unacceptable. Punishment therefore aims to prevent the norm's destabilisation by affirming that the norm challenged by the offender remains valid. Consequently, punishment is unnecessary when this purpose can be achieved through other means or when there is no need to realise it. It thereby defines punishment through normative necessity. |