| Makale Türü |
|
| Makale Alt Türü | MLA dergilerinde yayınlanan tam makale |
| Dergi Adı | Eskiyeni |
| Dergi ISSN | 1306-6218 Wos Dergi |
| Dergi Tarandığı Indeksler | MLA |
| Makale Dili | Türkçe |
| Basım Tarihi | 03-2020 |
| Sayı | 40 |
| Sayfalar | 37 / 72 |
| DOI Numarası | 10.37697/eskiyeni.672541 |
| Makale Linki | https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1009608 |
| Özet |
| Mudârebe, geçmişi İslam’dan binlerce yıl öncesine dayanan bir taraftan emek, diğer taraftan sermaye konularak kurulan bir ortaklık türüdür. İslam’da da bu ortaklık meşru olarak kabul edilmişve Müslüman toplumlar tarafından kullanılmıştır. Bu ortaklık klasik fıkıh kitaplarında şirket bahsinden ayrı bir bölüm olarak yer almıştır. Mudârebe ortaklığı çeşitli şekillerde günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Her geçen gün gelişmekte olan katılım finansı bu ortaklığa dayalı olarak sermaye toplamaktadır. Hatta bazı araştırmacılar onu faizli finans sistemi başta olmak üzereçağdaş murabahaya dayalı katılım bankacılığına alternatif bir yöntem olarak da önermektedir. Buyüzden söz konusu ortaklığın günümüzde kendisinden beklenen görevi yapacak bir mahiyetteolup olmadığı ancak tarihi tecrübenin bilinmesiyle ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu ortaklığın tarihisüreçte geçirdiği değişimin tespit edilmesi onun günümüzdeki durumunu ve gelecekte alacağı şeklin anlaşılabilmesine yardımcı olacaktır. Zira tarihi süreçte beşerî tecrübeye bağlı olarak mudârebeortaklığında bazı hüküm ve neticelerinin değişime uğradığı görülmektedir. İlk dönemlerde sadeolan ortaklık yapıları gittikçe daha teknik bir özellik kazanmaktadır. Bu sebeple 16. ve 18. asırlardaOsmanlı dönemi mudârebe ortaklıklarının nasıl ve ne biçimde kurulduğu, hangi iş kollarında yaygın bir şekilde kullanıldığı ve bu esnada ne gibi hukuki sorunların çıktığı ve çözümlerin üretildiğinin tespit edilmesi iktisat tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu sayede mudârebeningünümüzde kendisinden beklenen işlevi yerine getirip getiremeyeceğinin imkânına dair işlevseltespitler yapılabilecektir.Bu araştırma 16-18. asır Osmanlı fetva literatürüne dayalı mudârebe ortaklığının söz konusu asırlardakarşılaştığı çeşitli hukuki sorunlar ve çözümlerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Çünkü uygulamaylailgili karşılaşılan güncel sorunlar fıkıh kitapları yanında fetvalara konu olmuştur. Bu amaçla söz konusu asırlarda tanınırlık ve ulaşılabilirlik bakımından öne çıkan İbn Kemal (öl. 940/1534), EbussuûdEfendi (öl. 982/1574), Sun‘ullah Efendi (öl. 1021/1612), Feyzullah Efendi (öl. 1115/1703) ve YenişehirliAbdullah Efendi’ye (öl. 1156/1743) ait fetva mecmûaları taranarak konuyla ilgili tespit edilebilen fetvalar değerlendirilmiştir.Osmanlı dönemi fetva literatüründe mudârebe akdi, fıkıh geleneğinde olduğu gibi şirket bölümündenayrı müstakil başlıklarda yer almaktadır. Mudârebeyle ilgili fetvaların daha çok uygulama esnasındaortaya çıkan sorunlar ve çözümleri yansıttığı anlaşılmaktadır. Araştırma konusu asırlara ait öne çıkanfetva mecmuaları incelendiğinde gerek sayı gerekse ihtiva ettiği konular bakımından mudârebe ortaklığının Osmanlı toplumunda yaygın bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Zira bu ortaklık sermayedar açısından sermayesini işletmenin, girişimci açısından da finansman ihtiyacını karşılamanın enkullanışlı araçlarından biri olduğu söylenebilir. Özellikle kadınlar olmak üzere ticaret yapma imkânıolmayan bazı kimseler bu ortaklığı tercih ettikleri anlaşılmaktadır.Mudârebeyle ilgili fetvalarda sıkça geçen denizle ilgili “Zeyd-i reis”, “Karadeniz ve Akdeniz” gibi ifadeler söz konusu asırlarda Osmanlı Devleti’nde daha çok İstanbul merkezli Akdeniz ve Karadeniz havzasında tarım ve ticarete yönelik işler için mudârebe ortaklığı yapıldığı görülmektedir. Bu sayede girişimciler, kısa vadeli finansman ihtiyaçlarını karşıladıkları anlaşılmaktadır. Mudâribin ortaklıktafaal, rabbü’l-mâlin pasif kalması tarafların diğer ortaklık türlerine göre mudârebeyle ilgili meselelerindaha fazla fetvalara yansımasına sebep olduğu söylenebilir. Çünkü mudârebe ortaklığı gereği mudâribin teaddisi olmadığı takdirde re’sümâldeki zarardan sorumlu olmaması ve rabbü’l-mâlin takyidinemuhalif yaptığı işlemlerden dolayı kâr etmesi halinde kârın kendisine kalmasıyla mudâribin dahafazla risk almasına imkân verdiği görülmektedir.Bu durum rabbü’l-mâlin sermayesini zarardan korumak amacıyla mudâribe yer, zaman ve süreyleilgili çeşitli sınırlamalar getirmeye çalışmasına hatta daha da ileri giderek mudâribin sermayedekizarara müşterek olması veya sermayeye kefil olması gibi fıkıhta yer aldığı şekliyle mudârebe akdininruhuna aykırı bazı şartlar ileri sürmesine sebep olmaktadır. Buna rağmen mudâribin ilgili şartlarapek fazla riâyet etmeyerek bazı hallerde sermayenin zâyî olmasına sebep olduğu bunun ise teaddikapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır. |
| Anahtar Kelimeler |